ÖĞRENMEYİ ÖĞRENMEK


Tarafından | 4 Ağustos 2017

Öğrenmek Nedir?

Öğrenme, bireyin olgunlaşma düzeyine göre yaşantıları aracılığıyla veya çevresiyle etkileşimi sonucunda yeni davranışlar kazanması ya da eski davranışlarını değiştirmesi sürecidir.

Öğrenme hangi kaynağa dayanırsa dayansın, davranışlarımızda nispeten “kalıcı izli” değişikliklere yol açar. Bir davranışın değişmesi demek eskiden yapılmayan bir hareketin yapılabilmesi, bilinmeyen bir şeyin bilinir hâle gelmesi, bir görüş ya da düşünüşün benimsenmesi ya da bırakılması anlamına gelir.

Üşümeyi ya da buna bağlı olarak titremeyi öğrenemeyiz. Ancak üşüyen biri nasıl ısınacağını, üşümemek için neler yapması gerektiğini öğrenir ve yaşamını sürdürebilmesi için bunun gibi çok sayıda davranışı da öğrenmesi gerekir.

Davranışların öğrenilmesi iki yolla mümkündür:

  1. Planlı programlı eğitim (Formal eğitim)
  2. Gelişigüzel kültürleme yoluyla (İnformal eğitim)

 Öğrenmeyi Etkileyen Faktörler Nelerdir?

İnsanın diğer canlılardan farklı ve üstün yönü, zekâsı ve öğrenme yeteneğidir. Öğrenme yeteneği her insanda farklıdır. Bazı insanlar daha kolay ve çabuk öğrenirken bazıları daha geç ve zor öğrenir.

Öğrenenle İlgili Faktörler

Türe Özgü Hazıroluş

Öğrenecek olan organizmanın istenilen davranışı göstermesi için gerekli olan biyolojik donanıma sahip olmasıdır. Örneğin papağana konuşmayı öğretebiliriz ama serçeye öğretemeyiz.

Olgunlaşma

Organizmanın bir davranışı gerçekleştirebilecek fiziksel ve zihinsel yeterliliğe sahip olmasıdır.

Yaş ve zekâ olarak alt başlıklar hâlinde incelenebilir. Öğrenmenin gerçekleşmesi için bilişsel ve fiziksel olgunlaşmanın tamamlanmış olması gerekmektedir.

  • Yaş: İyi bir öğrenmenin olabilmesi için organizmanın o davranışı öğrenebilmek için gerekli yaşa gelmiş olması gerekir. Örneğin insanın yürümeyi öğrenebilmesi için 9 ay civarında bir yaşa gelmiş olması gerekir.
  • Zekâ: Bazı kişiler yaş olarak olgunlaşmış olsalar bile öğrenemeyebilirler çünkü zihinsel açıdan yeterli olgunluğa ulaşmamış olabilirler. Zihinsel açıdan olgunluk genel olarak zekâ kavramı ile ele alınır. Zekâ, herkesin üzerinde anlaşabildiği bir tanımı yapılmamış olmakla birlikte, “yeni durumlara uyum yapabilme gücü” şeklinde tanımlanabilir.

Genel Uyarılmışlık Hâli

Belli bir öğrenmenin gerçekleşmesi için birey bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal açıdan öğrenmeye hazır olmalıdır.

Bireyin öğrenmeye hazır olması sadece öğrenme konusu için gerekli olgunluğa sahip olması değil, o konuyu öğrenmeye istekli ve hevesli olmasını da kapsamaktadır. Birey, bir konuyu öğrenmek için ne kadar istekli ise o kadar çabuk ve kolay öğrenir.

Fotoğraf 1.1: Genel uyarılmışlık hâli

Uyarılmışlığın düzeyi bireyin dışarıdan gelen uyarıcıları alma derecesi olarak anlaşılabilir. Kişi dışarıdan çok az uyarıcı alıyorsa, genel olarak uyarıcılara karşı kapalı ise uyarılmışlık düzeyi düşük (ör. uyku); çok fazla uyarıcı almışsa uyarılmışlık düzeyi yüksek (ör. panik) demektir. Uyarılmışlığın azı da çoğu da öğrenmeyi  zorlaştırır. İyi bir öğrenmenin meydana gelebilmesi için uyarılmışlık düzeyinin orta seviyede olması gerekir. Ancak kaygının öğrenmeye etkisi kişilere göre farklılık göstermektedir.

Güdü (Motivasyon)

Güdü, bir ihtiyaç sonucu organizmayı davranışa iten güçtür. Öğrenmede önemli bir etkendir.

Güdü, organizmanın davranışta bulunmadan önceki süreçleri (ilgi duyma, önem ve öncelik verme, ihtiyacı karşılama, ne işine yarayacağını anlama, istekli olma, harekete geçme) kapsar. Güdüler, organizma içindeki ihtiyaçlardan doğar ve bu ihtiyaçların giderilmesi için organizmayı harekete geçirir. Bir güdü, ihtiyacın hissedilmesi => ihtiyacı gidermek için gösterilen davranış => ihtiyacın giderilmesi şeklinde meydana gelmektedir.

Güdüler kendi içlerinde birincil güdüler ve ikincil güdüler olmak üzere ikiye ayrılır:

  1. Birincil Güdüler: Fizyolojik ihtiyaçlarla ilgili biyolojik dengeyi sağlamak için gerekli olan açlık, susuzluk, cinsellik gibi dürtülerle ilişkilidir.
  2. İkincil Güdüler: Fizyolojik ihtiyaçlar dışında kalan başarı, takdir edilme gibi ihtiyaçlarla ilgilidir.

Güdüler, güdü kaynağının bireye göre bulunduğu yer açısından içsel güdüler ve dışsal güdüler olarak ikiye ayılır:

İçsel güdüler: Güdünün kaynağı bireyin kendisi ile içsel güdüdür. Tüm birinci güdülerin yanı sıra kendine dikkat etme, kendini gerçekleştirme arzusu, başarma arzusu gibi ihtiyaçları kapsamaktadır. Dışsal güdüye göre çok daha etkilidir.

Dışsal güdüler: Organizmanın içinde yaşadığı çevrenin etkisiyle bireyi davranışa iten güçtür. Bireyin kendisini kabul ettirme, beğendirme, yüksek not alma, öğretmenin takdirini alma, harçlık alma, statü elde etme gibi ihtiyaçları ön plana çıkmaktadır. Bazen sonradan içsel güdüye dönüşebilmektedir.

Eski Yaşantılar

Bireyin önceki öğrenmeleri bugünkü öğrenmelerini, bugünkü öğrenmeleri de önceki öğrenmelerini etkilemektedir. Buna öğrenmenin aktarılması denmektedir.

Dikkat

Çevremizde her an binlerce uyaran bulunmaktadır. Bu uyaranların her birinin bilince aktarılması söz konusu değildir. İşte, bu noktada dikkat devreye girer. Dikkat, belirli bir uyarıcıya yönelmek ya da zihinsel enerjinin belli bir uyarıcıya yöneltilmesidir.

Öğrenmeyi etkileyen faktörler içerisinde yer alan dikkat, bireyin ihtiyaçlarından kaynaklanıyorsa istemli dikkat; çevredeki güçlü bir uyarıcı etkisiyle oluşuyorsa istemsiz dikkat olarak karşımıza çıkar.

  • İstemli dikkat: Karnı aç olan birinin dışarıda gezerken önce lokantaları görmesi.
  • İstemsiz dikkat: Ders çalışan bir çocuğun dışarıdan gelen bir kavga sesine odaklanması

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir