KEHRİBAR TAŞI


Tarafından | 11 Ocak 2018

Kehribar taşı, açık sarı ya da sedef renginden koyu yumurta sarısına, hatta kırmızı ve siyaha kadar çeşitli renklerde yarı saydam yumuşak bir maddedir. Buna göre kehribar taşı ağaç reçinesinden oluşan bir yeraltı kalıntısıdır.

Kehribar Taşının Tanımı

Kehribar, milyonlarca yıl önce yaşamış çok geniş alanlar kaplayan, yüksek ağaçlı, tropik ve yarı tropik ormanlardaki ağaçların salgıladığı reçinenin, toprak altında kaldıktan sonra uçucu bileşenlerini yitirerek ve kimyasal değişikliğe uğrayarak fosilleşmiş, taşlaşmış kalıntısıdır.

Resim 1.1: Doğal kehribar taşları

Kehribar Taşının Tarihçesi

İnsanların kehribar taşı ile tanışmaları, Taş Devrine kadar uzanmaktadır. İngiltere’ deki arkeolojik kazılarda, antik yerleşimlerde MÖ 11.000 yıllarına ait işlenmiş kehribar bulunmuştur.

Resim 1.2: Kazılarda bulunmuş kehribar taşından kolye

Almanya, Polonya, Litvanya ve Estonya’da Neolitik ( Yeni Taş Devri) Döneme ait yüz ayrı yerleşimde kehribar ve kehribardan yapılmış objelere rastlanmıştır. Kehribar antik çağların bilinen en eski dekoratif maddesidir.

Antik Çağ toplumları ve kültürleri kehribardan çok etkilenmişlerdir. Kehribar özellikleri nedeniyle insanların kalbinde mistik bir yer edinmiştir. Yakıldığında güzel çam reçinesi kokusu verdiği için Aztek ve Maya medeniyetlerinde süs taşı olmasının yanında dini törenlerde tütsü ve buhurdan olarak kullanılmıştır. Etrüskler de tanrı ve tanrıçalarını, kehribar taşından oyarak tasvir etmişlerdir.

Resim 1.3: Kehribar taşı tanrıça heykelleri

Ters Devrinden başlayarak kehribar ticari malzeme olarak kabul görmüş ve takas ürünü olarak değerlendirilmiştir. Romalılar ve Yunanlar şarap, yağ, tuz, ipek, bronz ve altın vererek karşılığında kehribar taşı almışlardır.

Orta Amerika ve Meksika’da kehribar taşı beş bin yıldan beri bilinmekte olup süs taşı olarak kullanımının yanında stresi, üzüntüyü yok eden bir ilaç olarak da kabul edilmiştir. Binlerce yıldır insanlar, özel güçleri olduğuna inanarak kehribar taşından tespih, tılsım ve dinsel objeler üretmişlerdir.

Kehribar, Farsça birleşik bir kelimedir.

Avrupa’da Orta Çağ boyunca ana kaynak Baltık kehribarı olmak üzere, tespih ve heykeller üretirken, 16 – 17 ve 18. yüzyılda oyma ustaları geleneksel oymacılığın yanında yeni teknikler ve aletler geliştirmişlerdir. Bu dönemde kehribar taşı işlemeciliği, popüler bir sanat haline gelmiştir. Kehribar taşı işlemeciliği yapan ustalar, tornada onu kesip, parlatıp, şekillendirerek aşağıdaki ürünleri yapmışlardır:

  • Çeşitli figürler objeler
  • Heykeller
  • Şamdan
  • Armalar
  • Kolye, küpe, yüzük, bilezik
  • Kutular
  • Tepsiler
  • Satranç takımı
  • Tespih

Kehribar taşı ürünler

Kehribar Taşının Jeolojik Ortamı ve Oluşumu

Milyonlarca sene önce, dünyanın değişik yerlerinde farklı jeolojik dönemlerde, iklimin tropik veya yarı tropik olduğu yerlerde çok büyük alanları kaplayan ormanlar bulunmaktaydı. Yüksek boylu ağaçlar, yoğun sıcağın etkisiyle bol bol reçine salgılamıştır. Üst üste gelen reçine salgılamalarıyla oluşan irili ufaklı reçine topakları, yer çekimi etkisiyle ağaçlardan yere, orman tabanına düşmüş ve şiddetli yağışların oluşturduğu sellerle akarsuların denize ulaştığı yerlerde meydana gelen deltaların, sığ suların killi, kumlu tortulların içine taşınarak gömülmüştür.

Resim 1.8: Yerin katmanları

Milyonlarca yıllık süreçte çöken deniz tabanıyla derinleşen denizlere, sığ sulara taşınan reçine parçaları tortullar içinde yerini aldı.

Yerin hareketleri (sarsıntılar) sonucu zaman içinde ormanlık alanlar da sularla kaplanarak göl ortamlarına dönüştü. Kehribarın özgül ağırlığı tuzlu suyun ağırlığına yakın olduğu için kehribar topakları kısmen yüzerek veya sürüklenerek bir araya gelerek yoğunlaşma oluşturdular.

Bu ortamlara akarsu ve sellerle milyonlarca yıl boyunca taşınan, çöken malzeme ağaçlarla birlikte reçine topaklarını da örtmüştür. Yüzlerce, bazen binlerce metre kalınlıkta yerin altında geçen milyonlarca yıl boyunca artan basınç ve sıcaklığın yarattığı fiziki ve kimyasal koşullarda reçineler sertleşip taşlaşarak kehribara dönüşür. Yine koşullar uygunsa ormana ait ağaçlar kömür oluşumuna yol açabilir. Bu durumda, kömür (linyit) yataklarında kehribar oluşumları gözlenebilir. Basınç etkisiyle ıslak kil ve kum taşı, içinde oksijen bulundurmadığı için kehribarı iyi muhafaza eder.

Kehribar Taşını Oluşturan Ağaçlar

Milyonlarca yıl önce, dünyamızın o zamanki doğal yaşam koşulları, tropik ve yarı tropik iklim ortamında bol reçine salgılayabilen ağaç türlerinin, çok gelişkin ve yaygın ormanlar oluşturmasını sağlamıştır.

Uygun şartlar, ağaçların salgıladıkları reçinelerden oluşan topakların, yeterli büyüklüğe ulaşınca gövdelerinden ayrılıp toprak altında milyonlarca sene korunmasını ve geçirdikleri değişikliklerden sonra kehribara dönüşmesini sağlamıştır. Kehribar taşının oluşumunu sağlayan ağaçlardan bazıları aşağıdaki özelliklerdeydi:

Baltık bölgesinde, yarı tropik iklimde kozalaklı türlerden reçinesi succinic asitli olan çam ağaçları,

Karayiplerde tropik çiçekli ağaçlardan reçinesi retinite asit bulunduran ve reçinesi en bol olan ağaç türüAlgarroba familyasından ağaçlardır.

Ayrıca Yeni Zelanda, Avustralya, Afrika, Kongo ve Sierrea Leone, Güney Amerika, Zanzibar, Meksika, Kaliforniya ve Lübnan’da değişik cinste tropik bölge ağaçları kehribar taşının oluşumuna katkı sağlamıştır.

Kehribarın oluşumuna sebep olan ağaç çeşitlerinin çoğunun soyu tükenmiştir. Sadece Yeni Zelanda‘daki dev kauri çamlarının geçmiş dönemlerdeki ağaçların soyundan olduğu düşünülmektedir.

13000 yıldan bu yana insanlar deniz kıyılarından, plajlardan, alüvyonlardan ve denizin içinden kehribar parçaları toplarlardı.

İnsanlar, 1850’li yıllardan günümüze jeoloji biliminin gelişmesiyle bilinçlenerek jeolojik formasyonları, reçinenin yerleşimini ve kehribar taşının çıkarılmasını sağlayan madencilik tekniklerini öğrendiler.

Reçinenin Tanımı

Reçine, ağaçların korunma mekanizmasıdır. Ağacın gövdesi veya dalı herhangi bir zarar görürse yani kırılıp yarılırsa kabuksuz dokuların dış etkenlere dayanıksız olduğu bir bölge açığa çıkar. Bu durumda ağaç, reçine salgılayarak taze yüzeyi kapatıp iyileşmesine çalıştığı gibi kendisine zarar verebilecek böcek ve mantar gibi canlıları da reçinenin kendisine has kokusu, tadı ve yapışkanlığı ile ağaçtan uzak tutmaya çalışır. Ağaçlarda hastalıkları iyileştirmek için salgılama yapılmasının yanında, yüksek ağaçlarda hızlı büyümenin oluşturduğu tansiyon nedeni ile oluşan boyuna çatlaklardan da bolca reçine salgılanır.

Resim 1.11: Ağaç gövdesinde reçine

Kehribar Taşının Çıkarıldığı Ülkeler

Bilinen en ünlü eski kehribar taşı yatakları doğu Prusya’daki Semland Yarımadasındadır. Buradan ve Avrupa’nın diğer önemli kehribar taşı yataklarının yer aldığı Kuzey Denizi ve Baltık Denizi kıyıları ile İsviçre’ye kadar uzanan bölgeden çıkartılan kehribarlar çok aranılan değerli bir taş olarak, MÖ 3000 başlarından itibaren Akdeniz çevresine ve Kafkaslar üzerinden Asya içlerine kadar uzanmıştır.

Kehribar taşına dünyanın hemen her ülkesinde rastlanmaktadır. Kutup bölgeleri hariç tüm kıtalara dağılmış farklı özelliklere sahip kehribar taşı oluşumları bilinmektedir. Bu yatakların çoğu Tersiyer ( 20 – 50 Milyon yıl) döneminde oluşmuşsa da Alt Karboniferde (280 milyon yıl üzeri) oluşmuş kehribarlar bulunmaktadır.

Resim 1.12: Maden rezervleri

Avrupa’da kehribar taşı yatakları en çok Ukrayna, Romanya, İsveç, İngiltere, Hollanda ve Sicilya’da görülmektedir.

Kehribar yataklarının bulunduğu başlıca ülkeler arasında Rusya, USA, Kanada, Polonya, Estonya, Litvanya, Letonya, Norveç, İsveç, İsviçre, Ukrayna, Dominik, Venezüella, Fransa, Almanya, İngiltere, Romanya, Avusturya, Macaristan, Sicilya, Meksika, Burma, Borneo, Lübnan, Japonya, Brezilya, Nijerya, Sumetra, Yeni Zelanda, Filipinler ve İsrail sayılabilir.

Baltık Denizi ve Dominik’teki yataklardan elde edilen kehribar taşı, mücevherat imalatı ve ticaretinde en gözde olanlardandır.

Dünyanın farklı coğrafyalarında, her yıl yüzlerce ton üretim yapılmasına rağmen bu miktarın sadece % 3 -5’ i doğrudan kuyumculukta kullanılabilecek kalitededir.

Kehribar Taşı Çeşitleri

Jeolojik oluşumdan dolayı farklı kehribar çeşitleri bulunmaktadır.

Baltık Kehribarı; Kehribar taşının kraliçesi olarak adlandırabileceğimiz Baltık kehribarı, fosilleşmiş ve yaklaşık 50 milyon yıl öncesine dayanan, Rusya’nın bir kısmı ile Baltık Denizi çevresindeki alandan çıkarılan kehribarlara verilen isimdir. Baltık kehribarı iğne yapraklı ağaçların reçinelerinden oluşmaktadır.

Resim 1.13: Baltık kehribarı

Dominik Kehribarı; İkinci değerli amber cinsi Karayipler’de Hispanisla Adasının doğusundaki Dominik Cumhuriyetinden çıkartılmaktadır. Dominik kehribarı bol reçine salgılayan “hymenaeç” türünden geniş yapraklı bir ağacın fosilinden oluşmuştur. Dominik kehribarı çok miktarda fosil içermektedir. Oluşumları 10 ile 25 milyon yıl civarındadır.

Resim 1.14 : Dominik kehribarı

Mavi Kehribar; Ender oluşan mavi kehribarın en güzel örnekleri Dominik’teki kehribar yataklarından elde edilmektedir. Sertliği Baltık kehribarından biraz daha azdır.

Resim 1.15: Mavi kehribar taşı

Mavi kehribar gösterişli rengi, az bulunuşu, renginin oluşumunun ilginçliği nedeniyle büyüleyici bir süs taşı olmuştur.

Reçinenin yeraltında gömülü kaldığı süreçte meydana gelen bir volkanik patlama sonucunda oluşan kızgın lavların üstten akıp geçmesi sırasında sıcaklık etkisi ile ilk rengin önce yeşile sonra maviye dönüştüğü iddia edilir. Normal kehribar taşının da deneysel olarak ısıtıldığında renk değiştirdiği görülmektedir.

Doğal Kehribar Taşının Özellikleri

Kehribar taşının tüm özellikleri yaşına, gömülme şartlarına ve reçine salgılayan ağacın türüne bağlı olarak farklılıklar gösterir.

Fiziksel Özelliği; Kehribar taşı şekilsiz olup saydam, yarı saydam veya opak olabilir. Sedimentler (toprak katmanı) içinde genellikle düzensiz topak, yumru, sarkıt veya damlacık şeklinde bulunur.

Resim 1.16: Toprak katmanlı kehribar taşı

Floresan Özelliği; Kehribar taşı floresandır. UV ışığı kehribara tutulursa ışıldar. Ana floresan renkleri sarı, mavi, yeşil ve turuncudur. Floresanın yoğunluğu kehribar tiplerinde farklı olabilir. Dominik kehribarı mavi renkte ışıldar.

Biçim Özelliği; Doğal kehribar taşı, çok farklı biçimlerde olduğu gibi boyut olarak da çok değişiktir. Mezozoik Dönemden elde edilen kehribar hem az bulunur hem de genelde 1-2 cm büyüklüğü geçmez. Geçmişi çok eskiye dayanan yaşlı kehribar taşlarının oksidasyon, sıcaklık, basınç ve erozyondan fazlaca etkilendiği düşünülmektedir. Genelde küçük parçalar hâlinde bulunan kehribarın 1kg’ı aşan örnekleri çok enderdir. Baltık bölgesinin bilinen tek parça en büyük kehribar taşı 47 cm uzunluğunda ve yaklaşık 9.817 kg ağırlığındadır. Bu kehribar, 1860’ ta Polonya’da bulunmuştur.

Kehribar Taşının Sertliği; Mohs sertlik cetveline göre 2,5-3’tür. Mohs sertlik cetveli; minerallerin ve organik maddelerin en çok kullanılan standart sertlik derecelendirme sistemidir. En sert maden de elmastır. Kehribarın sertliği, özgül ağırlığı ve kimyasal formülü jeolojik koşullara bağlı olarak değişmektedir.

Sertlik; Baltık Bölgesinde : 2 – 2.5
Dominik Bölgesinde : 1 – 2
Burma Bölgesinde : 3 civarındadır.

Kehribar taşının çözücü maddelere karşı direnci vardır. Suda, eterde ve ispirtoda ve diğer çözücülerle tamamen erimez fakat bezir yağında kaynatılınca yumuşar, erir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir