GELENEKSEL TÜRK & OSMANLI KIYAFETLERİ

Tarafından | 14 Şubat 2017

Örtünmek ve giyinmek gibi ihtiyaçlar, kumaş dokumacılığının, süslemeciliğin gelişmesini sağlamış, boyama ve desenleme, nakışlarla süsleme işlerini de ortaya çıkarmıştır. Önce dokumacılık denilen iş kolunun ürünleri kumaşlar hem ev tezgâhlarında hem de dokumacı esnafının loncaları içinde üretilmektedir.

Giyim, insanların varoluşundan günümüze kadar yemek, içmek kadar elzem olmuştur. Giyinme anlayışı zaman içinde bölgesel değişiklikler göstererek bugüne gelmiştir. Önceleri ilkel biçimde post gibi ürünlerden yararlanan insanlar, zamanla teknolojinin gelişmesiyle, moda, kültür, dinî inanışlar ve ekonominin etkisiyle bugünkü durumuna gelmiştir. Giyim, vücudu dış etkilerden koruyan bir vasıtadır. Süslenme arzusunu da yerine getirdiği için ayrıca süslemelerle ve aksesuarlarla zenginleştirildiğinde güzel bir sanat sayılmaktadır.

Anadolu’da Giyim

Anadolu kadını, süsleme ve süslenme konusunda oldukça başarılı olmuş, en küçük giysi çeşidini bile süslemiştir. Sevincini, üzüntüsünü, özlemini ve öfkesini yansıttığı el emeği, göz nuruna dökerek ortaya çıkardığı bu süslü giysileri ve aksesuarları bizlere zengin bir kültür mirası olarak bırakmıştır. Giysilerde kullanılan desenler, işlemeler, süslemeler, renkler ve aksesuarlar, Anadolu insanının duygu, düşünce ve becerilerinin sanata yansıtılmasıdır.

Güzel görünmek her insanın yaradılışından gelen bir duygudur. Dolayısıyla insanoğlu, beğendiği ve kendini güzel göstereceğine inandığı her nesneyi vücudunda taşımaya ve vücuduna takmaya özen göstermiştir. Giysi ve aksesuarlar, giyinme ve süslenme aracı olarak bir ülkenin, bir dönemin özelliklerini belirten bir objedir. Her zaman uygarlığın değişimini yansıtır.Anadolu, dünyanın en eski yerleşim ve kültür merkezlerinden biri olarak dünyanın hiçbir bölgesine nasip olmayacak tarihî ve kültür zenginlikleriyle donanmış, medeniyetlerin beşiği olmuştur. Bu kültür içerisinde geleneksel giysilerimiz ve giysi aksesuarlarımız da yer almaktadır.

Anadolu halkının yakın zamanlara kadar giydiği yöresel giysiler Cumhuriyet dönemi kıyafet inkılabıyla birlikte moda akımlarının da etkisiyle halkın zamanla Batılı giyim tarzına yönelmesine, özellikle erkek giyim-kuşamının yok olmasına neden olmuştur. Nadiren özel günlerde giyilen bu kıyafetler günümüzde kişisel koleksiyonlarda ve müzelerde korunmakta, halk oyunları kıyafetleri olarak değerlendirilmektedir.

Giysiler, yörelere göre belirgin farklılıklar göstermekte, bölgelerinin coğrafi, tarihî ve sosyokültürel yapısının tüm özelliklerini sergilemektedir. Tepeliği, oyalı yazması, valası, boğgusu ile alınlık, duluk, penez, taraklarıyla baş ayrı; zıbını, yeleği, cepkeni, üç eteği, arkalığı, önlüğü, şalvarı, kuşağı, uçkuru, peşkiri ile üstü ayrı; yemeni, çarık, potin, terlik, çorap ve patiği ile ayağı ayrı çeşitli zenginlik gösteren kadın kıyafetleri ile; fes kukulat, takke gibi başlıklarla gömlek, şalvar, zıvga, potur, cepken, ceket, çizme, çarık, yemeni, kuşak, silahlık, hamaylı, pazubent, köstekler ile süslenen erkek kıyafetleri, bugünkü halk oyunları gruplarının giysilerinde yaşatılmaya çalışılmaktadır.

Giysilerin vazgeçilmez aksesuarları olan oyalar; süslemek, süslenmek amacından başka, taşıdıkları anlamlarla bir iletişim aracı olarak da kullanılır. İğne, mekik, tığ, filkete gibi aletlerle yapılan oyalar (danteller) geleneksel sanatların en ince örneklerindendir. Genellikle aynı tür iplik kullanılan bu tekniklerde, iplikler halkalanarak, zincir çekilerek, birbirine bağlanarak, düğüm atılarak ve bazen de pul, boncuk, payet kullanılarak şekillendirilir. Bunlardan iğne oyaları, motif, kompozisyon ve teknik açıdan farklı ve özgündür. Tığ mekik, filkete, koza, yün, mum, boncuk oyaları hâlâ gelin kızların çeyizlerinin en önemli parçalarıdır. Oyalar, günümüzde modern dizaynlı giysilerde de aksesuar olarak kullanılmaktadır. Kullanılan malzeme, teknik, şekil ve bezeme özellikleri ile kullanış biçimlerinden dolayı verdikleri mesajlar Anadolu takılarına ayrı bir anlam kazandırmıştır. Bu nedenle kadın, inanç ve özenle taktığı takıları ne zaman ve nasıl kullanacağını yaşam biçimi içerisinde öğrenerek ve toplumun geleneklerine bağlı olarak sürdürmüştür.

Anadolu kadın takılarından baş süslemelerinde kullanılan, zengin teknik ve motiflerle süslenmiş; tepelik, fes süsü, alınlık, yanak döven, küpe gibi takılar bazı yörelerde bir arada kullanıldığı gibi bazı yörelerde birkaçı fes üzerinde veya fessiz olarak kullanılmaktadır. Türk takılarına genel olarak bakıldığında takıyı daha çok kadınların kullandığı, erkek takılarının çeşitlilik bakımından kadın takılarına oranla daha az olduğu görülmektedir. Bunlardan tepelik, kolye, kıstı denilen gerdanlık, hamaylı, küpe, broş, bilezik, kemer ve kemer tokaları gibi çok çeşitlilik göze çarpmaktadır.

Osmanlı’da Kadın Giyimi

Osmanlı sultanları giyim kuşama önem verir, lüks kumaşlardan dikilmiş kaftanlar giyerlerdi. Görkemli giyecekler kemha (brokar), kadife, çatma (bir kadife türü), seraser (altın ve gümüş alaşımlı telle dokunmuş ipekli kumaş), diba, atlas, canfes, tafta, vala, çuha, sof ve şal gibi kumaşlarla oluşturulurdu. Topkapı Sarayı’nın sayıları 1550’yi bulan giyim kuşam koleksiyonu ölen padişahın üzerinden çıkan ve sahip olduğu diğer giysilerinin saklanmasıyla oluştu. Padişah elbiseleri hazine eşyası sayıldığından hazinede saklanırdı. Ölen sultan, hanedan mensubu yüksek rütbeli devlet memuru ve din büyüklerinin eşyalarının türbesine konulması bir gelenekti ve bu türbelerden toplanan giysiler de saraydaki koleksiyona katılırdı. Osmanlı sarayındaki ipekli ve pamukluların bir bölümünün menşei Hint, Ġran ve Mısır’dır. Osmanlı sultanlarının kostümü kaftanlar, imparatorluk içinde özel bir yere sahiptir. Önemli bir görevi gerçekleştirenleri ödüllendirmek için hediye edilen kaftanlar, bir imtiyaz işareti olarak da kumandanlara kılıçla beraber bayramlarda sadrazam huzurunda sunulurdu.

Osmanlı beğenisindeki çok renklilik; birbirinden bağımsız parçaların bir araya getirilmesi eğilimi, mücevherin kullanım tarzında da kendini göstermiştir. Özellikle zümrüt, yakut, safir, firuze, elmas, inci, mercan, yeşim, sedef ve akik en çok kullanılan taşlardandır. Avrupa mücevher geleneğindeki aynı motifi tekrarlayan takımların, şıklığının tamamlanması için nerede ise bir zorunluluk olmasına karşılık, Osmanlı mücevher geleneğinde takıların mutlaka birbiriyle uyumlu bir takım oluşturması gerekmez.Farklı motifleri sergileyen parçalar her zaman sevilerek bir arada kullanılmıştır.

Osmanlı kuyumcusu, bir nakkaş gibi ince ince çalışarak, tasarımını taşın biçimine en az müdahale ile yapmaya, tasarımı taşın biçimine uydurmaya özen göstererek, bir imparatorluk sentezi olan Osmanlı ruhunu yansıtan, natüralist ağırlıklı eserler vermiştir. Osmanlı devletinin gücü artık, sınırları genişledikçe mücevherlerde kullanacak değerli taşlar ve madenler giderek daha kolay sağlanır olmuş, genişleyen topraklardan Osmanlı başkentine hünerlerini sergilemek üzere Horasan, Tebriz ya da Bosna’dan, Balkanların değişik bölgelerinden veya Rus sınırlarından, Gürcü ve Çerkez bölgelerinden gelen kuyumcu ustalarının da katılımıyla mücevher üretimi giderek çeşitlenmiş ve zenginleştirilmiştir.

Zümrüt, yakut,lal ve incili sorguç (18 yy.)

Osmanlı imparatorluğunun yükselme ve duraklama dönemlerinde saraya bağlı sanatçı sayısı da değişmiş ve özellikle son dönemlerinde oldukça azalmıştır. Örneğin 16. yüzyılda, imparatorluğun en güçlü olduğu dönemde, sanatçı sayısı fazla iken 18. yüzyıl ortalarında zergeran olarak sarayda sadece yedi kişinin çalıştığı kaynaklarda belirtilmektedir. 19. yüzyılda ise bu sayı gittikçe azalmıştır.

Osmanlı devletinin refah dönemlerinde, kullanılmayan hazine eşyalarının satıldığı sıkıntılı zamanlarda ise para basılmak üzere daha çok gümüş eşyaların darphaneye gönderildiği yine kaynaklarda verilen bilgiler arasındadır. Ancak mukaddes emanetlerle ilgili eşyalara ise dokunulmayıp bunların sadece tamir ve ilavelerle korunmasına çalışılmıştır. Saraya ait takı ve değerli eşyaların bazen tozlandığı ya da rutubetten zarar gördüğü ve işe yaramadığı gerekçesiyle fiyatları belirlenerek dışarı satıldığı da olmuştur.

Pek çok Osmanlı mücevherinin özellikle de takıların günümüze ulaşmama nedeni mücevherin yüzyıllardır değişmez kaderinin sonucudur. Mücevherler yüzyıllar boyunca kâh farklı gereksinimleri karşılamak üzere bozdurularak paraya çevrilmiş, kâh mücevher modasının değişmesiyle yeni modaya uymak amacıyla değişime uğramıştır. Günümüzde ise bu eğilimin azalarak da olsa sürdüğü söylenir. Osmanlı döneminde, saray modellerinin taklidi olan benzer takıları kullanmak halk arasında yaygın bir alışkanlık olmuştur. Osmanlı takıları arasında sorguç, hotoz, zülüflük, enselik, saç bağı, gerdanlık, iğne, broş, küpe, bilezik, yüzük, mühür, halhal, pazubent, düğme, zincir, saat, köstek, kemer, kemer tokası olarak oldukça zengin bir çeşitlilik göstermektedir.

Bazı Osmanlı Kıyafet İsimleri

  • Ferace, Osmanlı imparatorluğunda Anadolu`da yaşayan Türklerin, kadınların çarşaftan önce sokakta giydikleri üstlüktür.Bu elbise, uzun kollu, yakasız, bol ve siyah renkte pardesüyü hatırlatan yere kadar uzanır. Günümüzde, Türkiye’nin batı kesiminde köy kadınları tarafından günlük elbise olarak tercih edilir. Bazı yörelerde ferece diye de söylenir.
  • Fes, tepesi düz, genellikle kırmızı, püsküllü, silindirik başlık. İsmini başlıca üretim merkezi olan Fas’ın Fes şehrinden alır. Başta Osmanlı İmparatorluğu olmak üzere birçok Müslüman ülkedekullanılagelmiştir. Yaygın olarak kullanılan kırmızı rengini kızılcık boyasından alır. Bununla birlikte hemen hemen her renkte ve desende fes üretilmektedir.
  • Kaftan (← Farsça خفتان), üste giyilen, kumaştan yapılan, uzun, süslü ve astarsız elbise, hilat. Üzerine cübbe giyilirdi. Kaftanlar cins ve nevilerine göre murabba, keçe, çuha gibi isimler alır. Kaftanların kıymetleri, renk, şerit ve düğmelerinden anlaşılırdı.
  • Kavuk, beyaz renkte pamuk ipliğinden örülmüş olan kumaştan yapılmış, üzerine sarık sarılan erkek başlığına verilen ad.
  • Tantur

    Tantur (Arapça: طنطور) , özellikle 19. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun Levant coğrafyasında yani günümüz Lübnan, Suriye, Filistin, İsrail, Ürdün, Türkiye coğrafyalarında kullanılmış koni şeklindeki kadın başörtüsü.

  • Yaşmak (Eski Türkçe: yaşmak, “örtmek, gizlemek”) Osmanlı İmparatorluğu zamanında Müslüman kadınların ferace ile birlikte giydikleri yalnızca gözleri açıkta bırakan ince kumaştan iki parçalı yüz ve başörtüsü.
  • Yelek önü ait olduğu takım elbisenin kumaşından dikilmiş, ceket altına giyilen düğmeli, yakasız ve kolsuz giysi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir